BİLDİRİMİZ

BİZ KİMİZ

 Aynı mahalleyi,

Aynı şehri,

Aynı ülkeyi,

Aynı dünyayı,

Beraberce paylaşan ve yaşayan,

Sizlerden biri,

Her türlü durum ve koşulda insanlık değerlerinden kopmamak adına, yaşamın bütün sıkıntılarını göğüsleyip sabreden,

Hayatın merkezine asla haktan başka bir şey koymayan,

Evrensel değerlere bağlı,

Özgürlük sevdası ile yaşayanlarız.

Kendimizi insanlık ailesinin bir üyesi, sizden biri olarak tanımlıyoruz. Misyon olarak ‘insan ve vicdan ayrılmaz bütündür’ diyerek, insanlık tarihiyle yaşıt köklü bir geleneğin devamı olduğumuza inanıyoruz.

Sahibi olduğumuz vicdanın sesi, içinde yaşadığımız dünya ile ve var olan sistemlerle uyumlu olamaz. Çünkü, bu sistemlerin kısa ve uzun vadede, ne insana ne de topluma hayrı olmayacağına, bilakis, her türlü vahşetin, terörün, haksızlığın, katlin, kısaca  insanlık onuruna ters düşen binlerce sorunun kaynağı olduğuna inananlardanız.

Bize bir şekilde dayatılan,

Çaresizce boyun büktürülen,

Bizi ‘böyle yaşamak doğru ve meşrudur’ baskısı ile sindiren,

Nesillerimizi, hayatlarımızı, en değerli varlıklarımızı toprağa, tarihe gömen,

Ve mevcut bu yaşam biçimlerine  sevk eden,

Bu ve bunun benzeri tüm sistemlerden rahatsızlık duyuyoruz.

Bunlardan dolayı, toplumumuz ve insanlık karşısında  uyanış ve diriliş adına  kendimizi sorumlu hissediyoruz.

Barışı, huzuru, emin ve güvenilir olmayı, esenliği, paylaşımı, birbirine arka çıkmayı, insan olmayı, insanı insan yapan bütün evrensel ilkelere sahip çıkan ve bu doğrultuda insana ve onun varoluşuna  uygun bir hayatın inşası  için çalışanlarız.

El ele verdiğimiz takdirde cennetler inşa edebilecek gücümüzün olduğuna yürekten inanan ve tarihte bu yolda mücadele vermiş kahramanların varlığına şahit olanlardanız.

İnansın ya da inanmasın,  insanların canlarından, mallarından, ırz ve namuslarından emin oldukları, hayatın tek meselesinin iktisat olmadığı, hakkın ve adaletin her yeri kuşattığı bir ülkede yaşamanın gerekliliğine inananlarız.

Böyle bir dünyada yaşamanın, bunun tesisi için çalışmanın, başarı sağlanmasa dahi uğrunda bir hayat geçirmenin,  bir onur, bir şeref meselesi olduğunu görerek, ‘kötü varsa elbet iyi de olacaktır’ diyenleriz.

Hayata bütün olarak bakan, bu bütünlüğü ayakta tutacak her bir ilkenin hakkını vererek iş yapmaya çalışan insanlar olarak, ‘herkes, emeğinin ve ürettiğinin karşılığını almalıdır’ ilkesini savunanlardanız.

Bilimin, mülkün, doğru ve güzel olan her şeyin, insanlığın ortak malı olduğunu biliyor, bu vazgeçilemez evrensel yasaların, hakkın olmazsa olmazı olarak, herkes tarafından kabul edilmesi  gerektiğini savunanlarız.

İTİRAZIMIZ

‘Hayatın asli meselesi sadece iktisat olamaz’ diyen, ‘yeryüzü kaynakları adil bir taksim ile bir değil on dünyaya yeter’ diye düşünen  dostlarınız olarak; vicdandan yoksun, evrensel tüm hakikatleri tersine çeviren, sonuçta insana ne bu gününde ne de yarınında hüsrandan başka bir şey getirmeyen, çalıştıkça tüketen, tükettikçe çalışan, bir yaşam anlayışını kabul etmiyoruz.

Tüm gücünü maddeye bağlanan insandan alan, sonra onu sınıflara bölen, bu uğurda insanı sadece bir üretim ve tüketim unsuru olarak gören, deyim yerindeyse madde bağımlısı olarak inşa ettiği insandan ve onun emeğinden sonuna kadar istifade edip, ona sadece kurduğu düzende hayata tutunabileceği kadarını layık gören ve  böylece insan hayatının en değerli malzemesi olan zamanı, kısaca insan hayatını, maddi üretim ve tüketim uğruna harcayan anlayışların hiçbirini kabul etmiyoruz.

‘Kaynakların sınırlı, insan ihtiyaçlarının sınırsız’ görüldüğü bir yaşam anlayışını reddediyoruz; ‘sınırsız olan ihtiyaçlar değil, ihtiraslardır’ diyoruz. İnsanların ihtiraslarını uyandıran, ihtiyaç olmadığı halde üretilen yığınla malı ve ona esir edilen insanı, onlara ihtiyaçmış gibi gösteren, böylece bizi gerçek ihtiyaçların karşılanmasına değil, insana temelde ve esasta gerçek bir menfaati temin etmeyen, bütün sosyo-ekonomik ilişkiler bütününe itiraz edenleriz.

Toplumların, özde insanın, bu maddi kaynakların kölesi haline getirilmesine, bu uğurda insana bütün insani değerlerin ve toplumsal yasaların  unutturulmasına karşı çıkıyor, insanların emeklerini sömüren, onların gözyaşları üzerine kuleler diken, böylece kendi nizamını ve bu nizama ait unsurları bina eden anlayışların tümünü reddediyoruz.

İçinde bulunduğumuz haksızlığa dayalı şartları meşrulaştıran, mevcut gidişata itiraz etmeyen, bilimin ve hakikatin bunu gerektirdiğini anlatan sözde aydınları,

Allah ve din adına toplumları bu yaşama sevk eden,  böylece gerçeğin üstünü örterek hakikatlerin anlaşılmasını engelleyen, bu tavırlarıyla vahye, Kur’an’a hakaret eden din bezirganlarını,

Bireyin ve toplumun gerçek meselelerine çözüm üretmeyen din söylemlerini asla kabul etmiyor, Allah’ın iradesi ve isteğinin de bu doğrultuda olmadığını biliyor ve inanıyoruz.

ÇAĞRIMIZ                                                                                                                                                              

İçinde yaşadığımız  dünyanın, haktan ve adaletten uzak olan vahşi kapitalizm ve onun ilkeleri doğrultusunda  inşa edildiğini, halkların şartlandırıldığını, çeşitli yöntemlerle uyutulup sınıflara bölündüğünü, sanal korkulara tutsak edildiğini, aşağılandığını biliyor ve böyle bir dünyada vicdanınızda aynı sesleri duyuyorsanız,

Haysiyetin, şerefin, onurun, namusun, insanı insan yapan değerlerin madde karşısında yenilgisine tahammülünüz ve rızanız kalmamış ise,

‘Hava, su, toprak vs. bireye değil insanlığa, halka aittir’ diyorsanız,

Mülkün insanlığa ait olduğu gerçeğini siz de kabul ediyorsanız,

Bu yaşam biçiminin, insanı ve yaşadığı hayatı içinden çıkılmaz bir fesada sürüklediğini görebiliyorsanız,

‘Allah ve din adına konuşup gerçeğin üstünü örtenlere, Kur’an’dan ve onun evrensel ilkelerinden başka tüm seslere karşıyım’ diyorsanız,

Size sürekli bir şeyler yanlış diyen vicdanınızdan ve onun acı sesinden öğüt alabilecek kadar diri iseniz,

Gelin;

Hep birlikte el ele vererek kendimiz ve geleceğimiz için, insanlık borcu ve ödevi için, cenneti hem bu dünyada hem de geleceklerde inşa edelim.

Bunu arkadaşlarınla paylaş;