Noverim Me, Noverim Te

Türkçe karşılığı : “Kendimi bilirsem, seni (Tanrı’yı) bilirim”

MS 4. Yüzyılda yaşamış olan Aziz Augustine’e ait olduğu rivayet edilen bir söz. Sözün içerdiği anlam o kadar etkili ki günümüze gelinceye kadar çeşitli tahribatlara uğrasa da etkisinden hiçbir şey kaybetmiyor. Zira hala “kendi olmak”, “kendi kalmak” veya “kendine gelmek” gibi deyimlerle birbirimize tavsiyelerde bulunabiliyoruz.

Bu söylemin tarihsel evrimine baktığımızda ise “mistisizm”in çok etkin bir rol oynadığını görüyoruz. Her din ve felsefenin kılığını kolaylıkla taklit edebilen mistisizm kendisine miras bırakılan bu söylemi, yine kendisinin yücelttiği “ululara” hasretmiş ve İslami bir kılığa büründürmeyi başarmıştır. “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu” yani; “Nefsini bilen Rabbini bilir” düsturu buna güzel bir örnektir diyebilirim. 

İnsan – Tanrı arasındaki ilişki biçimini “geçişli”, “Tanrı’ya doğru bir yürüyüş” veya “Tanrı ile bir olmak” şeklinde özetleyebileceğimiz mistisizmin semavi dinlerdeki karşılığının ise, “İnsanı tanrılaştırmak” yerine, insanın ne “olmaması” (Allah’tan başka ilah yoktur!) gerçeği üzerine yoğunlaştığını söyleyebiliriz.

Yukarıda “kendini bilmek” üzere oluşan tarihsel gerçeklik ve mirastan payımıza düşeni iyi anlamadığımızdan olacak ki; Modernizm, bu mirasımızın üzerinde de zaferini ilan ederek, gerçeğin sadece “tensel ve dünyevi” olandan ibaret olması gerektiği ilkesini önümüze attı. 

Böylece “kendini bilmek” zaman içinde, “kendi olmaya” ve hatta daha ileri bir versiyonda “bencil” olmaya doğru evrildi. Hayatın anlamı ne? Sorusuna cevap bulmak için; özünde var olanı açığa çıkarmayı ve kendisine yakışır iş ve icraatlarla süsleyip geliştirmeyi “erdem” sayması gerekirken “tarzını seçen”, “onda varsa bende de olsun” söylemlerini benimseyen bir nesil doğdu. 

Doğru çıkarımlar yapabilmek ve kaybolmaya yüz tutan erdemleri canlandırabilmek için herkesin kendi içine doğru kritik bir keşif yapması gerektiğini düşünüyorum. Zira her insan kendi yeteneklerini, eksilerini, artılarını bilir ve bilinçaltında tutar. Kendini bilip bilmemek tam da burada karşımıza çıkar. Yanlışları veya eksilerini başkaları fark etmesin diye kendini “farklı” göstermeye ve başkalarında “kusur” bulmaya çalışır. Bunu yaparken de akıldan yardım alır ve aklımız bilinçaltımızın tetikçisi olur. 

Bilinçaltımızı, başkalarının verdiği oyuncaklarla oyalamak yerine, kendi yeteneklerimizle yeni oyuncaklar keşfederek beslemeliyiz ki, aklımız da yanlış çıkarımlar yapmasın.

Unutmayalım! “Kişi kendini bilmek gibi irfan olmaz”.

Emre Özer

Latest posts by Emre Özer (see all)

Bunu arkadaşlarınla paylaş;

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Takipte kalmak için,

imgimg
imgimg