Sen O Oyunda Kaçıncı Seviyedesin?

Günlük hayatımızda birbirimize sıkça sorduğumuz bu soru ne kadar sıradan oldu değil mi? Sessiz ve derinden ilerleyen çevrimiçi veya çevrimdışı oyunlar, artık yaş kategorisi tanımaksızın hayatımızda önemli bir yer teşkil ediyor. Bu durum öyle bir seviyeye gelmiş durumda ki; bilimsel olarak bir tanımlaması bile var: Oyun oynama bozukluğu.

Geçtiğimiz ay Amerika’da sonuçlanan bir araştırmaya göre bu bozukluğa sahip bireylerin ailelerinde, çalışma ortamlarında, insanlarla olan ilişkilerinde olumsuz davranışlar sergiledikleri gözlemlenmiş. Ayrıca oyuncular oyundan uzak kaldıklarında yoksunluk belirtileri göstermişler.

Yine aynı araştırmaya göre erkeklerin kadınlara göre daha çok oyun oynadıkları tespit edilmiş ve farklılıkları ortaya konulmuş. Buna göre; erkeklerin dürtü kontrolünde çok önemli olan beynin ön kısmında, beyin aktivitesinin daha düşük olduğu tespit edilmiş.

Yetişkinlere dair paylaştığım yukarıdaki bilgilerin çocuklardaki yansımaları daha da kötü. Günde iki saatten fazla ekranla ilgilenen çocuklar, düşünme ve dil becerilerini ölçen testlerden düşük puanlar alıyormuş ve kortekslerinde incelme oluyormuş. “Bizim çocuk benim cep telefonuna takla attırıyor” veya “böyle giderse ileride doktor olacak” diyenlere duyurulur!

Bunlar var olana dair ve gerçekten farkına varıp anlamamız gereken tespitler. Peki olması gerekene dair öneriler neler olabilir? Amerikan Pediatri Derneği’nin açıklamasına göre küçük yaştaki çocuklar için en iyi öğrenme metodu, hayatın içerisinde ebeveynlerinin eşliğinde öğrenmek. Bunun için ebeveynlerin çocuklarına daha fazla zaman ayırmaları gerekiyor.

Bu devirde zor demeyin. Bırakın çocuğunuzun yatağı dağınık kalsın, varsın bu haftaki maçı izlemeyiverin olmaz mı?

Hiçbir şey bilmiyorsanız sırt üstü yere uzanın ve kollarınızı açın, az sonra sizi gıdıklayan birilerini bulacaksınız. Sonuç garantilidir, deneyin…

Ama çocuğumun ileride iyi bir kariyere sahip olabilmesi için bu hafta şu kadar soru çözmesi gerekiyordu demeyin. Anne baba olarak bir çocukla yeterli, mutlu, içtenlikle kurduğumuz bir ilişki varsa, çözülen soru sayısı belki düşer ama, öğrenilen şey daha kalıcı biçimde artar. “Başarı” adı altında koyulan sahte hedeflere ulaşması için “yarış atı” mı yetiştiriyoruz, yoksa mutlu, ahlaklı, duyarlı bireyler mi?

Hani ”İnsan” olsunlar yeterdi?

Emre Özer

Latest posts by Emre Özer (see all)

Bunu arkadaşlarınla paylaş;

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Takipte kalmak için,

imgimg
imgimg