Toplumsal Ahlak ve LGBT

Bu yazımda sizlerle, hakkında konuşmaktan “utandığımız” ama güncelliğini ve varlık sahasını artırarak devam ettiren bir konuyu paylaşmak istiyorum. Açılımı; Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Transseksüellik olarak bilinen LGBT ile ilgili yapılacak tanımlamaların, yazının bundan sonrasını daha anlaşılır kılacağını düşünüyorum. Buna göre;

  • Heteroseksüel: Karşı cinse, romantik veya cinsel istek duyan kişi.
  • Eşcinsel/Homoseksüel: Kendi biyolojik cinsiyetine sahip bireylere cinsel veya romantik arzu duyan kişi.
  • Biseksüel: Her iki cinsiyete karşı romantik veya cinsel ilgi duyan kişi.
  • Transseksüel: Dışsal cinsiyetiyle barışamayan ve genellikle tıbbi müdahaleyle karşı cinsiyetin cinsel özelliklerine geçiş yapan kişi.
  • Gey: Eşcinsel kişi ( erkek yahut kadın )
  • Lezbiyen: Kadın eşcinsel olarak tanımlanmakta.

Geçmişi eski çağlara kadar dayanan ve varlığı hemen her toplumda kabul edilen “eşcinsellik”; bazı toplumlar tarafından “günah”, “suç” veya “ahlaksızlık” olarak kabul edilirken, bazıları tarafından ise “hoşgörü” ile karşılanmıştır.

Yine geçmişten günümüze eşcinselliğin genetik bir “hastalık” mı yoksa iradeye bağlı bir “tercih” mi olduğu araştırma konusu olmuştur. Bu konuda Amerikan bilim adamları M.Bolter ve S.Gavrilets tarafından yapılan araştırmalarda elde edilen çıkarımlar aşağıdaki gibidir;

“Eşcinselliğin genetik olarak doğuştan mı geldiği yoksa sonradan kazanılan bir alışkanlık mı olduğu uzun zamandır araştırma konusu. Genetikçiler bu konuda geniş çaplı araştırmalar yapmasına rağmen şu ana kadar bir eşcinsellik geni bulamadılar. Kromozom X üzerinde Xq28 bölgesinde eşcinsellik ile ilişkili olabileceği düşünülen bir bölge olduğu bir çalışmada bildirildi, fakat daha sonraki çalışmalar bunu doğrulayamadı. Yine ikiz kardeşler üzerinde yapılan çalışmalar bir eşcinselin ikiz kardeşinin de eşcinsel olma oranının %20 oranında olduğunu göstermiştir. Tabi bu rakamın tamamını genetik faktöre de veremeyiz, çünkü birlikte büyüyen ikiz kardeşlerin birbirlerini alışkanlıklar konusunda da etkileyeceğini unutmamalıyız. Eğer eşcinsellik doğuştan gelen genetik olarak kaçınılmaz bir sonuç olsa idi bu tür ikiz kardeşlerin her ikisinin de kaçınılmaz olarak eşcinsel olması gerekirdi. Şu ana kadar böyle bir genin bulunamayışı eşcinselliği yöneten kuvvetli ve karşı konulamaz bir genin bulunmadığını gösteriyor. Çünkü bir özelliği sağlayan kuvvetli genlerin bulunması çok kolaydır ve kısa sürede bulunur. Bilim insanları da artık eşcinsellik üzerinde etkili kuvvetli bir gen olmadığına kanaat getirmiştir ve doğuştan gelen genetik faktörler yerine sonradan kazanılan epigenetik faktörlerin daha etkili olduğu yönünde fikir birliği oluşmuştur.” Balter, M., Can epigenetics explain homosexuality puzzle? 2015, American Association for the Advancement of Science. Gavrilets, S., U. Friberg, and W.R. Rice, Understanding Homosexuality: Moving on from Patterns to Mechanisms. Archives of sexual behavior, 2018. 47(1): p. 27-31.

Konuya teolojik olarak bakıldığında ise hemen aklımıza Lut Peygamber ve kavmi ( Sodome ) gelmektedir. Gerek Kitab-ı Mukaddes de gerekse Kuran-ı Kerim de bu kavimle ilgili özel bahisler açılmış ve benzer içeriklerle irdelenmeye çalışılmıştır. Ancak hemen belirtmek gerekmektedir ki Lut kıssasında vurgunun neye yapıldığı çok önemlidir. Özellikle Kur’an’daki konuyla ilgili ayetlerden benim çıkarımlarım aşağıdaki gibidir;

  • Yaratılışla ilgili diğer ayetler göz önünde bulundurulduğunda Kur’an’ın kendi inananlarından eşcinsel (homoseksüel) değil; karşı cinsel (heteroseksüel) ilişki istediği,
  • Lut kıssasında normal ( heteroseksüel ) cinsel tercihleri olan ve evli çiftlerden erkeklerin hem cinslerine ilgi duydukları,
  • Bu tercihlerini “bile isteye” ve “aşikar” bir şekilde yaptıkları,
  • Bu tercihlerinin karşılığının “had” yani sonucu ölümle neticelenen “recm” veya “yüksek bir yerden atma” cezaları değil “tazir” yani “hapis” veya benzeri bir ceza olacağını,
  • Yine bu tercihlerinin “aşırılık”, “hayasızlık”, “çirkinlik” olarak tanımlandığını ve bunları yapan toplumların felakete sürükleyeceğini söylememiz mümkündür.

Bütün bu söylemler ışığında önemli gördüğüm noktaları şu şekilde sıralamak mümkün;

  • İster “genetik bozukluk” isterse bilinçli bir “yönelim” sonucu “eşcinsel” olarak tanımlanan her bir bireyin tıpkı diğer insanlar gibi “yaşama hakkı” hiçbir gerekçeyle başkaları tarafından sonlandırılamaz ve ilahi metinler bunun için kaynak gösterilemez.
  • Keyfi ve hedonistik amaçlarla farklı cinsel arayışlar sergileyen insanlarla hormonal bozuklukları olan cinsel rahatsızların ( hünsa ) birbirlerinden ayrılması gerekir.
  • Hormonal bozuklukları olanlar için tedavi yöntemleri mevcuttur ve mutlaka uzman gözetiminde denenmelidir. Ayrıca bu konunun uzmanları da tedavi yöntemleriyle ilgili görüşlerini açıkça beyan etmelidirler.
  • Kur’an’da “çirkin”, “haddi aşan”, “iğrenç” bir eylem olarak vurgulanan “Livata” eyleminin “yayılması”, “hoş gösterilmesi”, “özendirilmesi” veya “duyurulması” kesinlikle kabul edilemez. Bu tarz bir davranış içerisine girenler cezalandırılarak durdurulmalıdırlar.
  • Özellikle son yıllarda toplumumuzda da artarak görülmeye başlayan ve adlarını “Onur Yürüyüşleri” ile duyuran LGBT eylemlerinde sergilenen tavır ve söylemler, “eşcinsellerin”, “insani” hak arayışlarından uzak bir görüntü çizmekte ve toplumsal ahlak kurallarını ve değerlerini hiçe saymaktadır.

Ele almaya çalıştığım LGBT özelinde “eşcinsellikle” ilgili daha birçok açıdan değerlendirme yapmak mümkündür. Bu konu, konunun uzmanlarınca cesur bir şekilde değerlendirilmeli ve katlanarak artan toplumsal bir sorun olmaktan çıkarılmalıdır ki “sağlıklı ve ahlaklı” toplumlardan söz edilebilsin.

Emre Özer

Latest posts by Emre Özer (see all)

Bunu arkadaşlarınla paylaş;

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Takipte kalmak için,

imgimg
imgimg