Ya Dünyayı Değiştiririz, Ya da Kendimiz Değişiriz

Yaşadığımız toplumda sıradanlaşma o kadar had safhada ki, bireylerin bilincini örtüp onları hızla iradesiz hale getiriyor. İradesini kullanamayan insan kendi olmaktan çıkıp sadece kendine verilen rolleri oynamaktan öteye geçemiyor. İşin en trajik tarafı da bunun farkında olmadan hayatını sonlandırması. 

Toplumun içinde yaşadığı buhrandan çıkması için öncelikle insanın var olması ve yapabileceklerinin farkında olması gerekmektedir. Birey, yaşamına anlam ve değer katarak hem kendisini hem de yaşadığı toplumu var edebilir. Amaçsız ve hedefsiz yaşamlar insanları uyuşturup, hiçbir işe yaramama hissinden başka bir şey vermiyor. İnsanın bir amacı yoksa ne kadar yetenekli olursa olsun, hiçbir şekilde başarılı olamaz. İnsan hayatındaki değerler uğruna mücadele etmelidir.

Genel olarak söylemek gerekirse toplum olunmadan ayakta kalınamayacağı gibi, kişi, birey olarak da var olamayacaktır. Bireyler bir düzen oluşturamadığı sürece tek başlarına kesinlikle ayakta kalamazlar. Hayatın her alanında birilerine ihtiyaç duyarız. Hem de ihtiyaçlı bir varlık olduğumuzu hiç unutmadan!

İslami düzenin, toplumsal ve siyasal olmak üzere iki temel ayağı vardır. Toplumsal olanı, içeriğini yansıtırken, siyasal olanı da onun formudur. Siyasi kanat olmadan, toplum kanadı oluşmayacağı gibi toplumu da güçsüz bırakır. Toplum olmaksızın iktidar olmak ise; toplum için işkenceden başka bir şey değildir.

İslami düzen içerisinde birey, hiçbir çatışma içinde olmaz. Bulunduğu ortam da tam bir uyum içerisinde olur. Bu uyumu kaybetmemek için, kişi dünyayı değiştirip dönüştürmek zorundadır, aksi takdirde kendisi de değişecektir. Tarihin neresine bakarsanız bakın tüm hareketlerin siyasi bir ayağı her zaman olmuştur. İslam, yaşamın tamamını kuşattığı için, hem toplum hem de iktidar olmak zorundadır.

Biz yapmak istediklerimizi bir başkasının yapmasını bekleyerek değil, ancak kendimiz yaparak yeni bir dünya kurabiliriz. Bize dayatılan yaşam bizim kaderimiz olamaz. Hatta insanlığın da kaderi olamaz. Hepimiz biliyoruz ki başka bir dünya kurmak mümkün ve bunu değiştirmek de bizim boynumuzun borcu.

Bugün tüm cesaretimizi toplayıp geçmişle yüzleşmeli ve değişim için büyük bir gayretle çalışmalıyız. Eğer bunu yapamazsak, bize dayatılan dünyevi hayata dâhil oluruz, dâhil olunca da hakikate tanıklık edemeyiz.

Kendi değerlerini oluşturamayan toplumların başkasının değerlerine uyum sağlaması çok üzücü bir durumdur. Bu kişiler hep birilerinin dayattığı hayata boyun eğerler.  Bu tip hayat yaşayan insanlar tarihin hiçbir yerinde kendilerini yenilememiş ve aşağılanmayı kabul etmişlerdir.

Bunu arkadaşlarınla paylaş;

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Takipte kalmak için,

imgimg
imgimg