Eğitimin Zorunluluğu Üzerine…

Zorunlu eğitimin temelleri, dünyada, özellikle 19.yüzyılın ortaları itibariyle yoğun olarak atılmaya başlandı. 19. yüzyıl bitimine kadar Japonya’da ve hemen hemen gelişmiş tüm batı ülkelerinde benimsendi. 20. yüzyıl başlarından itibaren az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerce de benimsenen zorunlu eğitim, (BM) Birleşmiş Milletler tarafından 1948 yılında kabul edilen “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”nin 26. maddesi gereğince de evrensellik kazanmış oldu.

Her bireyin öğrenim hakkı olduğunu ifade eden bu madde; eğitim ve öğretimin ilk temel evresinin parasız ve mecburi olduğunu vurguluyor.

Gelin birlikte ülkemizde de uygulanan bir kanun maddesini birlikte hatırlayalım; Anayasa’nın 222 no’lu İlköğretim ve Eğitim kanununun 2. maddesi der ki; “İlköğretim, ilköğrenim kurumlarında verilir; öğrenim çağında bulunan kız ve erkek çocuklar için mecburi, devlet okullarında parasızdır.

Ülkemizde zorunlu eğitim süresinin aşamalı olarak 12 yıla çıkarılmasıyla ilgili yasa teklifi, 30 Mart 2012 tarihinde, TBMM genel kurulunda kullanılan 295 oyla kabul edildi. Yasalaşan, bu 12 yıllık zorunlu eğitimin; 4 yılı ilkokul, 4 yılı ortaokul ve 4 yılını da lise eğitimi kapsıyor.

Peki, niçin zorunlu eğitim var? Gerçekte, küresel-egemen güçlerin hedefleri-amaçları doğrultusunda dayatılan ve onların bu emellerini gerçekleştirmeye yarayan bir araç olduğu için mi var. Yoksa…

Zorunlu eğitim, her ne kadar bir takım makul gerekçeler ve emeller üzerine kurulmuş olsa da, toplumların ihtiyaçlarını karşılayacak, gerçek gelişmelere yol açacak ve insanların sağlıklı bir şahsiyet edinmesini destekleyecek niteliklere sahip değildir.

Zorunlu eğitim sistemi, öğrenmeyi değil, okulda öğrenmeyi zorunlu tutuyor. Neden bu zorunluluk 6-16 yaş arasındaki insanlara getiriliyor? Peki, neden bu mekân, sınıflara ve bir bahçeye bölünüyor? Gerçek çok açık ve kimse bunu saklamıyor zaten; çünkü 6-16 yaşları arasındaki bir çocuğun zekâsı istendiği gibi yoğrulabilir” de ondan…

İnsanların, çocuklarını okula veya eğitim kurumlarına göndermeye mecbur bırakılması demek, her bir çocuğun zihnine resmî ideolojilerin yani toplumsal ya da siyasal öğretilerinin ve davranışlarının her zerresinin hoyratça enjekte edilmeye çalışılacağı anlamına gelir.

Hepimiz, severek yaptıkları işleri çevresindekilere öğretmekten büyük bir mutluluk duyacak birçok insan tanıyoruz. Ne yazık ki bugün bunu gerçekleştirmek olanaksız; çünkü öğrenme sürecini yalnızca okulda yaşamak zorunda bırakılıyoruz.

Eğitime- öğretime önem veren birisi olarak; insanların en güzel, en verimli çağlarının teoriler üzerinde harcanmasından ziyade; daha güzel bir sistem ve program ile okullarda gerçek manada üreten, düşünen, sorgulayan, tartışan bilinçli bireylerin yetiştirilebileceği kanaatindeyim.

Esasen, eğitimde nicelikten daha çok niteliğin ön planda tutulması, öncelenmesi gerekir. Nicel gelişmelerin yanı sıra eğitimde nitelik sorunu çözüm bekleyen ciddi bir sorun alanı.

Zorunlu eğitimin süresinin uzatılması, sınıf mevcutları, derslik sayısı, öğretmen başına kaç öğrenci düşer gibi nicelikle alakalı sorunlarla uğraşmak yerine, içeriğe ve niteliğe odaklanılması ve niteliği artıracak, yetenek ve donanım kazandıracak çalışmalarda bulunulması çocuklarımız, gençlerimiz ve geleceğimiz için atılacak yerinde bir adım olacaktır.

Öğrencilerin deneyimleyerek öğrenecekleri bir model daha elle tutulur olacaktır. Doğa bilimleri dersinde doğayla iç içe, sanat derslerinde tiyatroda veya bir konserde, tarih öğrenirken kültürel geziler ve müzede, pratik ve teorik eğitim birlikte alındığında öğrencilerin zihinlerinde neden-sonuç mekanizması daha tatmin edici işleyecektir.

Ülkemizde eğitim sistemini, insanlığın ortak değerleri olan sevgi, saygı, hoşgörü, sorumluluk, paylaşmak, hakkaniyet gibi evrensel değerler üzerine kurmakla gelişebileceğiz.

Evrensel değerleri davranış haline getirmiş, anne-babaların çocuklarına, tüm eğitimciler ve öğretmenlerin her bir öğrencisine sevgiyle, saygıyla, adil ve her bireyin değerli olduğu yaklaşımlarıyla; kendine ve tüm insanlığa saygılı bireylerin yetişeceği daha insani bir eğitim sistemini var edebiliriz.

Sonuç olarak; eğitim, insanlığın ve toplumların gidişatını etkileyen önemli bir unsur. Kendi bakış açımdan bu sorunları ele almaya çalıştım. Tüm bu anlatmaya çalıştıklarımı yapmak bir süreç gerektirecektir. Umudum, böyle bir topluma evrildiğimizi görmek.

Nitelikli, çözüm odaklı, sağduyulu, tartışan ve eleştiren, uyumlu bireyler yetiştireceğini düşündüğüm bu eğitim modelinin bahsettiğim sorunların çözümü olacağına inanıyorum.

“Ne insan zorla öğrenir, ne de bir insana zorla bir şey öğretilebilir.”

Ömer Özbek

Latest posts by Ömer Özbek (see all)

Bunu arkadaşlarınla paylaş;

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Takipte kalmak için,

imgimg
imgimg